GİZLİLİK, ÖRTÜLÜLER, GİZLENİŞLER, KAPALILIKLAR, SİNSİCELER VS’LERİN İZÂHI

BİR TEZ: GİZLİLİK, ÖRTÜLÜLER, GİZLENİŞLER, KAPALILIKLAR, SİNSİCELER VS’LERİN İZÂHI

(Dördünü sayfası)

Dünyanın bir zaman bir yerlerinde ancak hoşlandığında ilgi gösterme alışkanlığı isim kullanmadan çağrışımlar sağlandığında, yani adsız devirde. Sonradan hoşnut ilgi çoğuldan bir ikiye sıkışınca isim ad alma mefhumu da icat olmuş. Net dünyada insanlık isim bilinerek başlamıştır. Başlamıştır da dünyanın başka başka yerlerinde yine insanlarla garip garip olaylar olmuştur. Bugün uzak yönlerden, Nuh Tufanından önce dünyanın uzak yönlerine dağılmış firari insanlar, tufanda kalmayıp, mağara taş gibi devirleri vahşiliklerinde yaşamakta idiler.

İsimsiz garip yaşanan yerde, Hz. Nuh (AS) küçük torunu pek çok kuvvet gösterisine sık sık çağrışım sebebi onun haline TÜRK denmiş. Türklerin atası odur. Sonradan Türk soylarında gösterdikleri kahramanlıklar isimleri olmuş. Bu Türk’ün isminin hâl lisanıdır.

Dünyanın bazı yerlerinde Türk olmadığı halde, hallerinden Türk ismini alanlar da olmaktadır. Tıp ihtisasıyla bir özel başkalık açıklaması yok. Fakat kan haliyle bir şeyler istemektedir. Türk boyları lehçeleriyle konuşmuşlarsa da bir uygunlar isabetiyle özel kural kendisine çekip toplamış. Bu olay binler sene evveli olmuş, bu Turan kültürüdür. Topluluğun bu lisan konuşma isabet uyum kültüründe amil sebep topluluktan koyu bir kıvamla çıkan kilit ve anahtar insanlarıyla gerçek meziyeti devam eder ve farklı üstünlüğü de kabul edilmek mecburiyetinde kalınır. Bu önemli dil oluşumun harici ırkçılık. Türkçenin de en bahaneci azılı düşmanıdır. Dünyada ne kadar dil kural kaidelerinden söz edilirse edilsin Türkçe üstün olduğu göstermelidir. Toplum gayri meşru kan bozukluklarında ihanetçilerin vasıtasıyla utanç düşmanlıklarına kadar sokuşturulmaktadır. Topluma gerçek çağdaşçılık uygulanmıyor. Adi ters pisliklerle uygulanıyor. Milliyetsiz enternasyonallik ve uydurukçacılık açıktan olanlardır. Toplum kendi kendisini idare bahanelerinde tersi yalan mevzuatlar kendi kendisini zorlu zorbalıkla toplumla idare ediyor. Mevzuatlar ne ilim ve ne de birer ihtisastır. İslam düşmanlığı tabiatizm ideal protokolleridir. Bu vahşi nesillerin enternasyonal yalan dolan mantık, felsefe palavralarıdır. Havra ve kiliselerin sömürücü tutum iki yüzlülüğü protokollerin onlarda sapık dini mevzuları olmaktan ileri geliyor ki çatışmalar görülmemektedir.

İSABET:

Basit ve kolay bir anlayış işaretiyle: Bir dişli, yani çark, aynı diş modülü, yani şekliyle karşıdaki dişlilerle hiç bozulmaz. Uyumlu, isabetli ve nizamlı intizamlı çalışır.

Modül: Dişli çarklarda; Dişli mevcudiyetini yapılayan ölçü değer boyutlarının, kolaylık sağlayan mahdutta teknolojik malumat listesinde gösterilen değer özelliklerine denir.

İşte böyle muntazam işleyişin ahenk nizam ve intizamlarında uygunluğu olduğu gibi, bunun zıttı isabetsiz karma karışık gibi; dünyanın, insan şartlı sebepli yaşantısı tesis donatılıp yaratılmış.

Ekseriyetle isabetsiz, çok az da isabetli işleyişi tesis donatılsaydı; Karşılaşılacak az istimallerde zorca isabetlere, tabiatizm idolü iğrenç aklını kullanamaz akılsızlığı tesadüf diye geri zekâsına yatkın mantık ve felsefesi diye ortaya çıkmıştır.

İsabet uyum ekseriyetle olsaydı, insan mükellefiyeti eksik olurdu. İsabetli akıllılıklara sorgu sual, hesap olmazdı. Yaşantı işleyişinde isabetli ve isabetsiz işleyiş eşittir. Rahmet bereketinin öne geçmesi itaat mükellefiyetinin dünyada şart ve sebebi oluşudur. İsabetsizlikler bu fâni âlemde yardımcısız mağlup arda atılmanın yolu, yani insan anlayışıyla unutmalardır.

Türk toplumlarında bir kaç isabet uyum gerçekleri bilmekle üne atılmalar taşkınlıklardır. Bu haller sorumsuzluk ihanetçi gayri meşruluklardan ortaya çıkar. İsabetli olabilecekler; Toplumdan mahdut çıkabilecekler, dünya kadar olmasa bile toplumu düzlüğe çıkarabilecek kadar isabet uyum sathında gerçekleri nizamlarıyla bilirler. Bunlara toplumun mürşitleri denir. Türkçe sözlerin kilit ve anahtar ameli hal, yani kültür kaynakları denir.

İşaret, bir zamanlar. İğrenç, inanç tanımaz düşmanı pislik spiker, rahmetli İsmail Dümbüllü’ye dedi ki: Bu orta oyununu nasıl, haşa yaratıyorsunuz? Cevaben: evladım bizim bir ahlak terbiyemizin olduğunu hatırlatarak. Haşa biz yaratmıyoruz. Allahû Teâla yaratıyor. Alamet olarak da biz onda bulunup yaşıyoruz, dedi. Hakkıyla ortalarda görülmez, mürşidi kâmillerle haksız isabetsiz zorlu zorbaların her yeri kapladığını görün. Üzerinize eğer ölü toprağı serpilmemişse?


03 ARALIK 1995.
Bu tez Ledün İlmi ile yazıldı. (Devamı dördüncü sayfasındadır.)
Turan ÖZŞAHİNER

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6